Şiir #1

İstenmedi kız çocuğu yine de umut var gözlerinde
Binlerce küçük bedeni Arabistan’a gömdüklerinde
Tarihin kirli sayfaları dolu kanla, kederle
Sadece Doğu değil, Batı da suçlu bir yerde

Kas gücüydü bu düzende bir erkeği üstün kılan
Makineler de değiştirmedi, kadındı hep güçsüz olan
Hayalleri söndürülen, fikirlerine ket vurulan
Kadınlardır bu Dünya’da adalete hasret kalan

Dünya’ya geliş sebebin değil çocuk doğurmak
Ancak sen de haklısın, zordu sesini duyurmak
Metrestin, cariyeydin; görevin erkeği doyurmak
Ama şimdi değişen şeylere kafanı kaldır da bir bak

Belki üstümüzdeki baskıya rağmen susuyoruz
Belki de akıllandık, ilk kez ayağa kalkıyoruz
Biz ki her ay bir cinayet, bir tecavüz okuyoruz
Ve yine biz şiddet gören her kadından umutluyuz

Yeri geldi cadı dediler bir ateşe atıldık
O zaman bile sadece birbirimize yakındık
Katliamı normalleştiren zihniyetle sınandık
Ama asırlardır sindirilen o kadınlar yok artık

Çıplaklığı ayıpladılar kadın vücudu kapandı
Ama aç gözleri bir kadının mahremine dahi kaydı
İnsanlık bir çocuğa göz dikecek kadar alçaldı
Ve tecavüzden içeri giren her şerefsiz aklandı

Haklı davamızda bize tarih en büyük tanıktır
Susmayın hemcinslerim, konuşma zamanıdır
Belki sesimizi duyurmak için hayat bize bir şans tanır
Bu yazdığım şiir değil, bir kadının çığlığıdır

*

Tüm hakları saklıdır.®

*
sevgiler,

Kavramların Derinine Yolculuk #1

Ev nedir? Para karşılığı size verilen bir kağıt parçasının temsil ettiği, ömür boyu içinde yaşama hakkı elde ettiğiniz beton yığını mıdır? Yoksa tüm klişelerin birleşip ortaya çıkardığı, sevdiğiniz bir insanın yanında olma haliniz midir? Aileniz midir? Milletiniz midir, vatanınız mıdır?

Bir insan için ev nedir?

Belki bunların bazılarıdır, belki tümüdür, belki de bu yazının içermediği başka bir kavramdır ev. Pek çok şey gibi kişiden kişiye değişir, kelimenin beyinde yarattığı ilk izlenimin aksine stabil olma durumunda değildir. Kelimenin izlenim kısmından öteye gidemeyenler için somuttur, bazı farklı beyinler içinse soyut.

Belki canlı ve cansız tüm varlıkların hacimsel boyutta varlığını sürdürdüğünü varsaydığımız evrendir ev ama evrenin varlığını da sadece varsayabiliriz.

Felsefenin temeline inelim; siyasetin, bilimin, sanatın, ahlakın ve hatta dinin öncesine gidelim. Herhangi bir kitabın gönderilmediği, yeryüzünün ülkelerce ve ülkelerin kişilerce paylaşılmadığı, canlıların sözlü iletişim dahi kuramadıkları o döneme kadar gidelim. Ne kadar derine inersek inelim, binlerce yıl evvelki insanlar birbirleriyle iletişim bile kuramadıkları için bir evleri yoktu diyemeyiz.

Çünkü ev, aidiyet duygusudur.

İnsanlar bir yere ait hissetmek istedikleri için inanmışlar, ülkeler kurmuşlar, milletlere ayrılmışlar ve belki de kendilerine bir konut satın almışlardır. Bu bağlamda insanlar, aralarındaki sınıflanmayı da bizzat kendileri oluşturmuşlardır. İnsanlar kendilerini sınıflara ayırırlar çünkü aidiyet hissine sahip olmak isterler. Bundan üç yüz yıl önce bir kölenin bile içinde bulunduğu şartlara rağmen bir benliği vardır. Bir sınıfa ait olduğunu bilir, ait hissettiği bir yer vardır, bu durum hoşuna gitse de gitmese de benliği bu ait olma durumuyla doymuştur. Düşününce, belki de, köle olarak çalıştırılan insanların yüzyıllarca isyan etmemesinin en önemli nedenlerinden biri bu aidiyet duygusudur.

Yine de kendimizi ait olduğumuza inandırdığımız tüm bu toplumsal olgulara ait değilizdir. İlk verdiğim örnek üzerinden devam edecek olursam, bir insan köle sınıfında doğabilir ama köle olarak doğamaz. Onu köleleştiren şey her neyse, onu sonradan kazanmıştır.

Descartes’ın kullanıla kullanıla klişeleşmiş biz sözü vardır, bu söz aynı zamanda birçok filozof tarafından rasyonalist felsefenin başlangıç noktası olarak kabul edilir: “Düşünüyorum, öyleyse varım.”

İnsanların sahip olduğu neredeyse tüm nitelikler tam olarak bu sözcüklerin barındırdığı anlamdan doğar, yani düşüncenin varlığından.

İnsan, düşünebildiği sürece aidiyet duygusunun peşinde koşacak fakat ilelebet kendine ait olduğunu varsaydığı düşüncelerine ait olacaktır.

*

sevgiler,

Yeni Bir Deftere Başlamak Gibi

Bir defter tüm kininizi, sevincinizi, öfkenizi içinde tutabilir ve kelimelerdir tüm duyguları taşımaya yetkin olan.

Ben iyi bir konuşmacı olmadığımdan olsa gerek, küçük yaştan itibaren defterlerim oldu. Hala boy boy defterlerimi açar açar okurum. Yaklaşık on senedir kederini de, sevincini de sayfalarla paylaşan biri olarak yeni bir deftere başlamanın insana verdiği o tuhaf mutluluğu çok iyi bilirim.

İşte, tam şu saniyede yeni bir deftere başlıyormuşum gibi kıpır kıpır içim. Bu kez sonsuz bir defter var önümde ve bu sefer yalnız olmayacağım belki de.

Denemeler, kısa öyküler ve hatta şiirlerin yanında; kendimi, düşüncelerimi, ilgilendiklerimi ve yaptıklarımı da paylaşmayı planladığım bu blog için ilk yazıyı yazmak tahmin ettiğimden çok daha zormuş ama sanırım bu kadarı yeterli.

*
sevgiler,